|
|
|
Sana Özel Mektup
Sana, çok çok özel bir mektup... Ve kişiye özel... Beni dinle.
Zaman zaman ağladığını duyuyorum.
Sesin karanlığı geçip, bulutlardan süzülüp, yıldızların ışığında parlayıp, güneşin ışığında kalbimin yolunu buluyor.
Kapana kısılmış bir tavşanın çığlığı, annesinin yuvasından düşmüş bir serçe, bir gölde umutsuzca çırpınan çocuk bana acı verir.
Seni duyduğumu bil. Huzurlu ol. Sakin ol. Acının sebebini ve ilacını biliyorum ve sana kurtuluşunu getiriyorum. Yıllar içinde dağılan çocukluk hayallerine ağlıyorsun. Başarısızlıkla yıkılan özgüvenine ağlıyorsun. Harcanan yeteneklerine ağlıyorsun. Acı ile kendine bakıyorsun ve havuzda gördüğün aksine dehşetle sırtını dönüyorsun. Utancın kansız gözleriyle sana bakan bu insanlığın yüz karası da kim? Tavrının asaleti, bedeninin güzelliği, zihninin açıklığı, dilinin zekası? Kim çaldı onları? Hırsızın kim olduğunu biliyor musun, benim gibi? Babanın tarlasında başını çimenden yastığına koyduğunda ve bulutlar gök kubbesine baktığında, kırk Haramilerin bütün hazinelerinin bir gün senin olacağını düşünmüştün. Kitaplardan okudukça, Sultan Süleyman’ın tüm bilgeliğinin sana geçeceğine inanmıştın. Ve mevsimler yıllara dönüşürken, kendi Cennet Bahçende yüce hükümdarlığını sürdürecektin. O planları, hayalleri, umut tohumlarını içine kimin ektiğini hatırlıyor musun?
Hatırlayamazsın. Annenin rahminden çıktığın ve benim elimi yumuşak alnına dayadığın o anı hatırlayamazsın. En iyi dileklerimin senin olması için kulağına fısıldadığım sırrı hatırlayamazsın. Sırrımızı hatırlıyor musun? Geçen yıllar, anılarını yok etti, zihnini korku, şüphe, endişe, nefretle doldurdu. O canavarların barındığı yerde artık neşeli anılara yer yok.
Ağlama artık. Ben seninleyim... ve bu an yaşamının dönüm noktası. Her şey, tıpkı annenin rahminde geçirdiğin zaman gibi geçip gitti. Geçmiş öldü. Ölüler gömüldü. Bugün sen yaşayan ölü olmaktan kurtuluyorsun. Bugün, mahşerin mezarından çıkıp yeni bir hayata başlayacaksın. Bugün senin doğum günün, bu senin yeni doğum günün. İlk yaşamın. Tıpkı bir tiyatro oyunu gibi, öncekiler yalnızca provaydı. Bu kez perde kalktı. Bu kez dünya izliyor ve alkışlamak için bekliyor. Bu kez kaybetmeyeceksin. Mumlarını yak. Pastanı kes. Yeniden doğdun. Kozasından çıkan bir kelebek gibi uçacaksın... dilediğin kadar yüksekten uç. Seni ne eşek arıları, ne yusufçuklar, ne de insanoğlunun yaratıkları, yaşamın gerçek zenginlerini arama görevinden alıkoyabilir. Başında benin elimi hisset.
Benim bilgeliğime katıl.
Doğarken duyup, unuttuğun sırrı, seninle yine paylaşmama izin ver.
Sen benim en büyük mucizemsin.
Sen dünyanın en büyük mucizesisin.
Bunlar duyduğun ilk sözcüklerdi. Sonra ağladın. Herkes ağladı. O zaman bana inanmadın... ve bu inançsızlığını giderecek hiçbir şey olmadı, bunca yıldır. En aşağılık işleri bile beceremediğini
düşünürken nasıl bir mucize olabilirsin? En önemsiz sorumluluklarla yüklenmişken ve kendine güvenine kaybetmişken nasıl bir mucize olabilirsin? Borç içine batmışken ve yarınki ekmeğini nasıl kazanacağını düşünerek uyuyamazken, nasıl bir mucize olabilirsin?
Yeter. Olan oldu artık. Oysa kaç peygamber, kaç bilge, kaç şair, kaç ressam, kaç besteci, kaç bilim adamı, kaç filozof ve ermiş gönderdim, hepside ilahiliğinden, Tanrısal potansiyelinden ve başarının sırlarından bahsediyorlardı. Onlara nasıl davrandın?
Hala seni seviyorum, ve şu anda bu kelimelerle seninleyim.
Elim yine üzerinde. Bu ikinci kez. Sen benim kalıntımsın.
Bunu sormaya gerek yok, bilmiyor muydun, duymamış mıydın, en başında sana söylenmemiş miydi;
Dünyanın yaratılışından anlamamış mıydın?
Bilmiyordun, duymamıştın, anlamamıştın.
Sana özel bir eser olduğun söylenmişti; sebepleri asil, şekil ve hareketleri etkili, hayranlık verici ve meleksi, anlayışlı. Sana toprağın tuzu olduğun söylenmişti. Sana dağları bile oynatmanın sırrı verilmişti. İmkansızı başarmanın. Sen kimseye inanmadın. Mutluluk haritanı yaktın, zihninin huzurundan vazgeçtin, zafere giden kaderinin yolundaki mumları söndürdün, sonra tökezledin, kayıp ve korkmuş bir halde, kendine acımanın karanlığında, kendi yarattığın cehenneme düşene dek.
Ağladın sonra. Seni düşüren talihine küfür edip, göğsüne vurdun. Kendi miskin düşüncelerinin sonuçlarını kabul etmedin, tembelliğinin ve başarısızlığının sorumluluğunu yükleyecek bir günah keçisi aradım. Hemen de buldun.
Beni suçladın.
Engellerinin, başarısızlığının, fırsat bulamamanın Allah’ın isteği olduğunu haykırdın. Yanılıyordun!
Elimizdekilere bir bakalım. İlk önce engellerine bakalım. Araçların olmazsa, yeni bir yaşam kurmanı nasıl isterim?
Kör müsün? Güneşin doğup battığına şahitlik etmiyor musun?
Hayır görüyorsun... ve gözlerine yerleştirdiğim bin yüz milyonlarca alıcı, yaprağın büyüsünden, bir kar tanesinden, bir gölden, bir kartaldan, bir çocuktan, bir buluttan, bir yıldızdan, bir gülden bir gökkuşağından ve aşk dolu bir bakıştan zevk almanı sağlıyor. Hayır duası et.
Sağar mısın?
Bir bebek sen duymadan gülüp ağlayabilir mi?
Hayır. Duyuyorsun... kulaklarına yerleştirdiğim yirmi dört bin tel, ağaçlardaki rüzgarla titreşiyor; kayalıklardaki gelgitle, bülbülün çığlığıyla, çocukların cıvıltısıyla ve seni seviyorum sözcükleriyle. Yine şükret.
Dilsiz misin? Dudakların ileri geri oynayıp, yalnızca tükürük mü üretiyor?
Hayır. Konuşabiliyorsun... diğer hiçbir yaratığımın yapamadığı bir şey bu sözcüklerin sinirleri sakinleştiriyor, umutsuza umut veriyor, vazgeçeni heveslendiriyor, yenilmişe destek veriyor, cahile öğretiyor... ve seni seviyorum diyor. Tekrar şükret.
Sakat mısın? Muhtaç vücudun yer mi işgal ediyor?
Hayır. Hareket edebiliyorsun. Sen ufak bir alana hapsolmuş rüzgar ve dünya tarafından rahatsız edilen bir ağaç değilsin. Gerinebilirsin. Koşup dans edip, çalışabilirsin, sana beş yüz kas, iki yüz kemik ve yedi mil sinir teli verdim hepsini ben ayarladım senin için. Yine şükret.
Sevilmiyor ve sevmiyor musun? Gece ve gündüz yalnızlık mı sarmalıyor seni?
Hayır. Artık değil. Artık sırrını biliyorsun, sevgiyi alabilmek için onu karşılık beklemeden vermelisin. Kendini iyi hissetmek, tatmin olmak yada gurur için sevmek, sevmek değildir. Sevgi karşılığı beklenmeyen bir ödüldür. Bencil olmadan sevmenin artık başlı başına bir ödül olduğunu biliyorsun.
Sevgi karşılık bulmasa da kaybolmaz, verdiğin sevgi sana geri döner, kalbini temizler ve yumuşatır. Bir daha şükret. İki kere şükret.
Kalbin mi zayıf? Kanıyor mu yada yaşamını sürdüremiyor mu? Hayır. Kalbin güçlü. Göğsüne dokun ve ritmi hisset. Kalbin saatlerce, günlerce, gecelerce atıyor. Her yıl otuz altı milyon vuruş yapıyor. Altmış bin damardan yılda altı yüz varil kan pompalanıyor. İnsanoğlu asla böyle bir makine icat edemedi. Tekrar şükret.
Bir cilt hastalığın mı var? Sen yaklaşınca insanlar korkuyla kaçıyorlar mı?
Hayır. Cildin temiz ve bir harika, onu yalnızca sabunlaman, yağlaman ve ona bakman gerekiyor. Zaman içinde tüm çelikler yıpranır, paslanır ama cildine hiçbir şey olmaz. Sürekli kendi kendini yeniler, eski hücreler yerini yenilerine bırakır, tıpkı senin yaşlanmış olduğun şu günlerde yenilendiğin gibi. Tekrar şükret.
Ciğerlerin mi kirli? Yaşamın nefesi vücuduna girerken zorlanıyor mu?
Hayır. Yaşama açılan lombarların kendi yarattığın en pis ortamlarda bile sana destek oluyor ve sana yaşam veren oksijeni getirip, vücudunu artık gazlardan arındırıyorlar. Bir daha şükret.
Kanın zehirli mi? Su ve cerahatle mi dolu?
Hayır. Beş kuart kanın içinde yirmi iki trilyon kan hücresi, her hücrede milyonlarca molekül ve her molekülün içinde, her saniye on milyon defadan fazla titreyen bir atom var. Her saniye iki milyon kan hücren ölüyor, yerine iki milyon yeni hücre geliyor ve bu doğduğun günden beri oluyor. Bir kez daha şükret.
Aklını kullanamıyor musun? Artık kendi kendine düşünemiyor musun? Hayır. Beynin evrendeki en karmaşık yapı. Biliyorum. İçinde on üç milyar sinir hücresi var, dünyadaki insan sayısından çok daha fazla. Her gördüğünü, her sesi, her tadı, her kokuyu, her hareketini, doğduğundan beri dosyalıyor.
Hücrelerinin içine, bin milyar protein molekülü yerleştirdim. Yaşamındaki her olay yalnızca hatırlanmayı bekliyor orada. Ve beynine vücudunun kontrolünde yardımcı olsunlar diye, vücuduna dört milyon acı hissini sağlayan yapı, beş yüz bin dokunma dedektörü ve iki yüz binden fazla ısı dedektörü koydum. Hiçbir devletin altını senden daha iyi korunmuyor. Hiçbir antik harika senden daha yüce değil.
Sen benim en iyi eserimsin.
İçinde, dünyanın en büyük şehirlerini yok edebilecek ve yeniden kurabilecek güçte atom enerjisi var.
Fakir misin? Cüzdanında hiç altın yada para yok mu? Hayır. Sen zenginsin! Şimdi servetini birlikte daha iyi hesapladık. Listedekileri tekrar say ve iyice öğren. Varlığının çetelesini tut.
Neden kendine ihanet ettin? Neden tüm hayır dualarının elinden alındığını düşünüp de ağlıyorsun? Neden güçsüz olduğuna ve hayatını değiştiremeyeceğine inanarak kendini aldatıyorsun? Yeteneğin, duyguların, zekan, zevklerin, içgüdülerin, hislerin ve onurun yok mu? Umudun yok mu? Neden gölgelerde sürünüyorsun?
Çok şeyin var. Hayır duaların bardağından taşıyor. Onları sana öyle bir cömertlik ve sıklıkla verdim ki
Lüks içinde şımarmış bir çocuk gibisin, onların farkında değilsin.
Cevap ver bana.
Kendine cevap ver.
Yaşlı, hasta, sakat, muhtaç ama zengin bir adam, senin hafife aldığın o kutsallığa sahip olabilmek için kasasındaki tüm varlığı verirdi.
O halde, mutluluk ve başarının ilk sırrını öğren. Bu senin hazinen, bugünden başlayarak yeni ve daha iyi bir gelecek kurmana yarayacak araç gereç.
O yüzden, şimdi sana diyorum ki şükretmen gerekenleri gör ve şimdiden benim en büyük eserim olduğunu bil. Bu yaşayan bir ölü olmaktan kurtulmanı ve dünyanın en büyük mucizesini gerçekleştirmeni sağlayacak ilk kural.
Yoksulluk içinde öğrendiğin derslere şükret. Çünkü az şeyi olan, fakir değil; yalnızca çok isteyen fakirdir. Gerçek güvenlik insanın sahip olduklarına değil, sahip olamadıklarındadır. Başarısızlığına sebep olan engellerin nerede? Onlar yalnızca senin zihnindeler.
Şükretmen gerekenleri gör.
İkinci kuralda birinciye benziyor. Nadideliğine ilan et!
Kendini ufak tefek şeylerle uğraşmaya mahkum ettin ve orada başarısızlığını affedemeyerek, kendi nefretinle kendini yok ederek, kendini cezalandırarak, kendine karşı ve başkalarına karşı işlediğin suçlardan iğrenerek öylece yatıyorsun.
Şaşkın değil misin?
Sen kendini affedemezken, benim seni nasıl olup da affettiğimi, günahlarını ve acınacak halini nasıl bağışladığımı anlayamıyorsun. Şimdi sana üç neden sayıyorum. Bana ihtiyacın var. Sen sıradanlığın gri yığını içinde, yok oluşa doğru giden bir hayvan sürüsü değilsin. Ve sen bir nadidesin!
En ünlü ressamın bir resmini, en ünlü heykeltraşın heykelini, en ünlü tiyatrocunun bir oyununu düşün.
Bu kadar değerli olmalarının iki nedeni var. Onların yaratıcıları ustalardır ve sayıları azdır. Ayrıca onların bir eşine rastlamak da mümkündür.
Bu yüzden sen dünya üzerindeki en değerli hazinesin. Çünkü senin kimin yarattığını biliyorsun ve sen yalnızca bir tanesin.
Dünya kurulduğundan beri, senin tıpatıp aynın bir kişi daha olmamıştır.
Dünyanın sonu gelene kadar da asla senden bir tane daha olmayacaktır.
Özelliğinin ve tekliğinin hiçbir zaman farkına varmadın. Yine de dünyadaki en nadide varlıksın. , senin tıpatıp aynın bir kişi daha olmamıştır.
Dünyanın sonu gelene kadar da asla senden bir tane daha olmayacaktır.
Özelliğinin ve tekliğinin hiçbir zaman farkına varmadın. Yine de dünyadaki en nadide varlıksın.
Yüce aşk anında babandan sayısız aşk tohumu aktı, dört yüz milyondan fazla. Hepsi annenin içinde yüzerken öldü. Bir tanesi hariç! Sen.
Annenin sevgi dolu sıcaklığında yaşadın, diğer yarını, annenden tek bir hücre, iki milyon tanesi ancak bir meşe palamudunu dolduracak kadar ufak bir hücre arayarak. Yine de sen tüm imkansızlıklara rağmen o karanlık ve felaket okyanusunda yaşadın, o ölümsüz hücreyi buldun, onunla birleştin ve yeni bir yaşama başladın. Senin yaşamına.
Sen geldin, her çocuk gibi, henüz insandan umudumu kesmediğim mesajını getirdin. İki hücre bir mucizede birleşti. İkisinde de yirmi üç kromozom ve her kromozomda yüzlerce gen olan, her biri gözlerinin renginden, davranışlarına, beyninin ölçüsüne kadar senin özelliklerini taşıyan iki hücre.
Tek buyruğumla, babanın dört yüz milyon sperminden biri ile, annenin ve babanın kromozomlarındaki yüzlerce genlerden birini birleştirip, her biri diğerinden farklı, üç yüz bin milyar insan yaratabilirdim.
Ama kimi yarattım?
SENİ! Tek bir tür. En nadide. Paha biçilmez bir hazine. Zihni, konuşması, görünüşü. Hareketleri, davranışları yaşamış, yaşayan ve yaşayacak hiç kimseye benzemeyen.
Bir Kralın hazinesine bedelken, kendini niye kuruşla ölçüyorsun?
Seni aşağılayanları neden dinledin? Daha da kötüsü onlara neden inandın?
Diz çök. Artık nadideliğini karanlıkta saklama. Onu göster. Dünyaya göster. Kardeşinin yürüdüğü gibi yürümeye, liderinin konuştuğu gibi konuşmaya, vasatların çalıştığı gibi çalışmaya çalışma. Bir başkasının yaptığını yapma. Asla taklit etme. Şeytanı taklit eden örneği aşar, iyiyi taklit eden yetersiz kalır. Kimseyi taklit etme. Kendin ol. Nadideliğini dünyaya göster ve onlar seni altınla yıkasınlar. İşte buda ikinci kuraldır.
Nadideliğini ilan et.
Ve işte iki kuralı da öğrendin.
Şükretmen gerekenleri gör. Nadideliğini ilan et!
Hiçbir engelin yok. Sen sıradan değilsin.
Başını salla. Gülümsemeye zorla kendini. Kendini aldattığını kabul et.
Sıradaki şikayetin ne? Hiç mi fırsat çıkmıyor önüne? Öğüdümü dinle. Hepsi geçecek, çünkü sana her türlü işte, başarının kuralını veriyorum. Yüzyıllarca önce bu kural atalarına bir dağın tepesinde verilmişti. Bazıları kurala uydu ve yaşamları mutluluğun meyveleriyle, başarıyla,altınla ve huzurla doldu. Çoğu dinlemedi, büyülü yollara başvurdular, garip yollara girdiler, yada yaşamın zenginliklerine kavuşmak için şans denen şeytanı beklediler. Ümitsizce beklediler...Tıpkı senin gibi, sonra ağladılar, senin ağladığın gibi, şansızlıklarını bana bağlayarak.
Kural basit. Genç yada yaşlı, dilenci yada kral, siyah yada beyaz, erkek yada dişi...Hepsi sırrı kendi yararlarına kullanabilirler. Başarının tam o kuralları, sözleri, yazıları içinde yalnızca bir metot hiç başarısız olmamıştır...Onunla bir mil gitmek için çaba gösteren, iki mil gider.
Bu, üçüncü kural...Bu zenginlikler yaratan ve rüyalarından bile daha öteye giden bir sır.
Bir mil daha git!
Başarının tek yolu, senden beklenenden daha iyisini yapmaktır, işin ne olursa olsun. Bu dünya kurulduğundan beri her başarılı insanın yaptığı şeydir. Kendini sıradanlaşmaya mahkum etmenin yolu, yalnızca karşılığını aldığın kadarını yapmaktır.
Eğer aldığın gümüşten fazlasını vermişsen, aldatıldığını düşünme. Verdiğin güzelliklerin bir terazisi vardır; eğer bugün karşılığını almazsan, yarın mutlaka on katını alırsın. Sıradanlık bir mil bile gitmez, neden kendimi aldatayım diye düşünür. Ama sen sıradan değilsin. Bir mil daha ilerlemek kendi rızanla elde edeceğin bir ayrıcalıktır. Yapamazsın, onu engellememelisin. Eğer bırakırsan, diğerleri
kadarıyla yetinirsen, başarısızlığının tek suçlusu sen olursun. Sebep ve sonuç, araç ve hedef, tohum ve meyve, bunlar ayrılmaz. Sonuç sebepten doğar. Hedef, araçların içinde vardır.
Meyve her zaman tohumundadır.
Bir mil daha git.
Takdir bilmeyen bir sahibe çalıştığını düşünüp kendine dert etme. Ona daha fazla hizmet et.
Ve onun yerine, bırak borçlu olduğun ben olayım. O zaman bileceksin ki her dakika her verdiğin ekstra hizmet benim tarafımdan karşılığını bulacaktır...Ödülün zamanında gelmeyecek diye endişelenme. Ödeme ne kadar gecikirse, senin için o kadar iyi; alacaklı olmak bu kuralın en büyük faydasıdır.
Başarıyı çağıramazsın, ancak onu hak edersin; ve artık onun az bulunan ödülünü almanın sırrını biliyorsun.
Bir mil daha git!
Bir zamanlar önüne hiç fırsat çıkmadığını söyleyerek ağladığın o tarla nerede? Bak! Etrafına bak. Gör, daha dün kendine acıyordun, şimdiyse altın bir halıda yürüyorsun.Hiçbir şey değişmedi…Senden başka, ama sen her şeysin.
Sen benim en büyük mucizemsin.
Sen dünyanın en büyük mucizesisin.
Başarı ve mutluluğun üç kuralı var.
Şükretmen gerekenleri gör !
Nadideliğini ilan et !
Bir mil daha git !
Sabırlı ol. Bunlar göz açıp kapayıncaya kadar olmaz. Zorluklarla kazandıkların elinde daha uzun süre kalır. Servet kazananlar, mirasyedilerden daha dikkatlidirler.
Yeni hayatına başlarken korkma. Her soylu başarı, risklerini de beraberinde taşır. Birini kazanmaktan korkan, daha fazlasını hiç kazanamaz. Artık bir mucize olduğunu biliyorsun. Ve mucizede korku olmaz.
Gururlan. Sen dikkatsiz bir yaratıcının bir laboratuardaki deneyinin ürünü değilsin. Anlayamadığın güçlerin esiri değilsin. Sen yalnızca benim gücümün özgür bir dışa vurumunun, yalnızca benim sevgimin ürünüsün. Sen bir amaçla yaratıldın. Elimi hisset. Sözlerimi duy.
Bana ihtiyacın var…Ve benim de sana.
Yeniden inşa edeceğimiz bir dünyamız var .Bunun için bir mucize gerekiyorsa bundan bize ne? Her ikimiz de mucizeyiz ve şimdi birbirimize sahibiz.
Sana bu dünyayı ve hakimiyetini verdim. Sonra tam potansiyeline ulaşman için, bir kez daha sana elimi verdim, evrendeki hiçbir yaratığa bahşedilmeyen güçler verdim.
Sana düşünme gücü verdim.
Sana sevme gücü verdim.
Sana seçme gücü verdim.
Sana gülme gücü verdim.
Sana hayal etme gücü verdim.
Sana yaratma gücü verdim.
Sana plan yapma gücü verdim.
Sana konuşma gücü verdim.
Sana dua etme gücü verdim.
Seninle sınırsız bir gurur duyuyorum. Sen benim son eserimsin, sen benim en büyük mucizemsin. Tam bir yaşayan varlık. Her iklime, her güçlüğe, her zorlamaya uyum sağlayabilen. Benden yardım beklemeden kendi kaderiyle başa çıkabilen. Kendisi ve insanlık için en iyiyi, iç güdüleriyle değil, düşünceyle gösterebilen.
Böylece başarı ve mutluluğun dördüncü kuralına geldik; hiçbir meleğime vermediğim bir güç bu.
Sanma seçme gücünü verdim.
Bu armağanla seni meleklerimden de üst seviyeye koydum; Çünkü meleklerin günahı seçme hakları yoktur. Sana kaderinin tüm kontrolünü verdim. Kendi özgür iradenle kendi yaradılışının doğasını belirlemene izin verdim. Ne cennette ne de dünyaya ait olmak zorundasın, kendini istediğin şekle sokmakta özgürsün, yada ruhunun değerlendirmesiyle, en yüce formda yeniden doğabilirsin ki onlar ilahidir.
Senin yüce gücünü, seçme gücünü elinden almadım hiç. Bu inanılmaz güçle ne yaptın? Kendine bak. Yaşamında yaptığın seçimleri düşün ve hatırla, şimdi o acı anıları yaşamamak için bir şansın daha olsaydı, dizlerinin üzerine çökerdin.
Geçmiş geçmiştir. Şimdi dördüncü büyük kuralı biliyorsun, mutluluk ve başarının dördüncü kuralını.Seçme gücünü akıllıca kullan.
Sevmeyi seç…Nefreti değil.
Gülmeyi seç…Ağlamayı değil.
Yaratmayı seç…Yok etmeyi değil.
Azmi seç…Vazgeçmeyi değil.
Yüceltmeyi seç…Dedikoduyu değil.
İyileştirmeyi seç…Yaralamayı değil.
Vermeyi seç…Ertelemeyi değil.
Büyümeyi seç…Bozulmayı değil.
Dua etmeyi seç…Küfretmeyi değil.
Yaşamayı seç…Ölmeyi değil.
Artık şansızlıklarının benim isteğime bağlı olmadığını biliyorsun, tüm güç senin içindeydi ve seni insanlıktan çıkaran davranışların ve düşüncelerin senin yaptıklarının sonucuydu, benim yaptıklarımın değil. Senin küçük doğan için benim güç armağanlarım çok fazlaydı. Artık büyüdün, akıllandın ve toprağın meyveleri senin olacak.
Sen harikalıklarla dolusun. Potansiyelinin sınırı yok. Yarattıklarım içinde senden başka kim ateşi buldu? Kim yerçekimi kanununu keşfetti, gökyüzünü delip geçti, hastalıklara şifa buldu?
Bir daha asla kendini aşağılama!
Hiçbir zaman yaşamın kırıntılarıyla yetinme!
Bugünden itibaren asla yeteneklerini gizleme!
Bu günden zevk al…Ve yarından, yarınlardan.
Sen dünyanın en büyük mucizesini gerçekleştirdin
Sen yaşayan bir ölü olmaktan kurtuldun.
Artık asla kendine acımayacaksın ve her yeni gün senin için başarı ve neşe olacak.
Sen yeniden doğdun…Daha önce olduğu gibi, başarısızlık ve mutsuzluğu yada başarı ve mutluluğu seçebilirsin. Seçim senin. Seçim tamamen senin.
Ben ancak önceki gibi izleyebilirim…Gururla…Yada acıyla. O halde mutluluk ve başarının dört kuralını anımsa.
ŞÜKRETMEN GEREKENLERİ GÖR.
NADİDELİĞİNİ İLAN ET.
BİR MİL DAHA GİT.
SEÇME GÜCÜNÜ AKILLICA KULLAN.
Diğer dördünü gerçekleştirebilmek için, bir şey daha yap.
Her şeyi sevgiyle yap…
Kendini severek, başkalarını severek ve beni severek. Gözyaşlarını sil. Uzanıp, tut elimi ve dik dur. Seni saran kefeni çıkaracağım.
Bugün sana şu bildirildi.
Sen Dünyanın En Büyük Mucizesisin.
Og Mandino - Dünyanın En Büyük Mucizesi'nden alınmıştır.
Yazdır
|
|
|